30 Aralık 2015 Çarşamba

Nasıl Geçti Habersiz o koca bir yıl? 2015'de Neler Okudum?

Herkese tekrardan Merhabalar!

Bugün 30 Aralık 2015 Çarşamba. An itibari ile yılın bitmesine sayılı saatler kala bu yazıyı yazmayı istedim. Hey gidi 2015! Kaç kitap okudum acaba? Kaçını beğendim. Yahut kaçının kapağını görünce kaçın diyeceğim onlara gelelim...

Öncelikle 2015 yılı içerisinde toplamda 39,5'dan 40 kitap okudum ( ha gayret bu akşam bitecek:). Az mı? Bana göre oldukça az biliyorum ama çeşitli şeyler geçti hayatımdan o sebeple bu sene böyle:) Instagram'da davet edilen en beğendiğin 9 kitap yorumumu ben hem paylaşıp hem de blogda yazayım dedim.




Öncelikle sizlere sene içerisinde beğenerek okuduğum kitaplardan bahsedeceğim. 

1) Işıl Şenol- Asma Pansiyon : 2015 yılının okuduğum ilk kitabıydı kendisi. 

*Kısa, düz,sade
* Metrobüste, otobüste, ofiste, okulda okunabilecek türden bir kitap. Bozcaada'dan bahsedilen bu kitabı özellikle yorucu bir klasikten sonra okumanızı tavsiye ederim :)

2) İclal Aydın - Bir Cihan Kafes: 

İclal Aydın'ı ayrı severim açıkcası. Çünkü herkese yazacak bir cümlesi vardır. 
*Bu kitap biraz düşük performans geldi bana ama yine de beğenerek bir çırpıda okumuştum. 
*Kafa yormayan kitap isteyenlere tavsiye edilir.

3) Melike İnci- O Anda:  

Melike Hanım ile 2014 Tüyap Fuarında tanışmıştım. 
*Bu kitabı imzalı aldım. Ve gerçekten senenin en iyi kitapları arasına girebilir diyorum. Severek okursunuz!:) (Geçmişi kurcalarsanız yazısı mevcut :)

4) Orhan Pamuk- Masumiyet Müzesi:

İlk Orhan Pamuk kitabımdı kendisi. Hikayesini sevdim, yeri geldi kızdım. Ama bu kitap hakkında diyebileceğim tek şey bir 70-80 sayfa daha kısa ve öz olabilirdi. 

5) Harper Lee- Bülbülü Öldürmek:

Bu kitabı size nasıl anlatsam ki? Yasaklanmış bir kitapmış.
* Kesinlikle ölmeden önce okumanız gereken kitaplar listesine alın! 

6) Agatha Christie- Acı Kahve:

İlk Agatha kitabımdı bu benim. Doğru bir karar ile başladığımı düşünüyorum. Eminim duymayan yoktur. Bu kitaptan sonra sahaflara yazarın ilk baskılarının peşinde koştum :) 

*Tavsiye edilir! 

7) Barış Bıçakçı- Bizim Büyük Çaresizliğimiz:

Bu kitap farklı bir kitap! Bu hissi tek bir kitapda daha hissettim; Ilgın Olut'un Neva kitabında. Kitabı beğenmek değil mesele, benimsemek sanırım. 

*Şiddetle tavsiye edilir. 

8)Hasan Ali Toptaş- Ölü Zaman Gezginleri:

Bu kitap bana öyküyü oku İlgi! dedirten bir kitap. Yapı bakımından öykü tarzı kitaplara pek ısınamamışımdır fakat bu kitap bana bunu yıktırttı, neredeyse bütün sayfaların altını çizdiğim yerler oldu. Yazar mı iyiydi kitap mı diye sorarsanız bilemem, elimde yazarın daha 2 kitabı daha var yeni yılda onları okuyacağım. 

*Dipnot: Bu kitap belki biraz yorgun kafayı kaldırmayabilir. Bir pazar günü kahvenin yanında yahut tatilde, altı çizilerek, sindirilerek okunabilecek bir kitap :) 

9) Paula Hawking- Trendeki Kız:

Piyasa kitaplarını çok fazla takip etmem. Ama bu kitabı alıp '24 Saat içerisinde Okunabilecek Kitaplar' listenize ekleyin derim. 

* Sürükleyici,yalın bir dile sahip, yer yere her mekana her ruh haline uyup içine hapseder.

10) İlhami Algör- İkircikli Biricik

Biraz sonra yazacağım kitabına nazaran bu kitabı önce sevmemiş gibi yaptım. Bir sürü altını çizdim. Ama bitirip kenara koyunca değerini anladım. Farklı bir tarzı var bu adamın.
* Sevdim! 

11) Robin COOK- Denek

Ben bu adama BAYILIYORUM!
*Tıbbi Gerilim'in Ustası. ( Tess halt etmiş desem yeridir)
* İnanılmaz sürükleyici!
* Umarım yazarın yaşı yeter de yenilerini görürüz( bir Amiiiiin! alalım buraya :))

12) Yapraz Öz- Berlinli Apartmanı

Bazen böyle güzel macera-gerilim tarzı yazan Türk yazarlarımızın olması beni çok mutlu ediyor.
*Çok severek okudum.
*Elinden bırakamazsın dediklerinden olsa gerek:)

13) Hüsnü Arkan-Mino'nun Siyah Gülü

Bu yazıyı yazarken arka fonda Hüsnü Arkan çalıyor. Sanatçı kimliğinin yazarlık yönünü geçen sene keşfedebilme imkanına eriştim. İtiraf etmeliyim ki kendisini araştırdım, yorumları okudum.
*Çünkü bazen bir yazarın doğru kitabından başlamak çok önemlidir.
*İyi ki de bu kitaptan başlamışım.
*İlk 9'a kesin ve kesin girer.


- Şimdi gelelim 'Hiç Sevemediklerim' 'e: ( Yazarlara ve emeklere daima saygım vardır ama maalesef benim yıldızım barışmadı) 

1) Ertürk Akşun'un Yarım Kalan ve 'Ateş,Güneş ve Ada' Kitabı:

Şimdi ben bu yazıyı yazdığımın ertesinde babam soracak : eee kızım madem sevmedin neden aldın diye?
*Şimdi şöyle demeliyim : Beni bu arka kapak yazıları mahvetti :(
*Onun dışında toplasan içinden hiç birşey çıkmayacak 2 kitap.
*Gördüğünüz yerden koşarak uzaklaşın.

2) Aytuğ Akdoğan- Duvar

Bir hataydı aldım, okumaya zorladım olamadı.
*Sevemedim.
*Soğuk,havalı, ama cool gözüktüğünü sanan bir dili var. Sevenlere saygım sonsuz :)

3) Naz Esra Elikara- Eylül Aniden Gelir

Yitik Ülke'nin romanlarından gayet memnun olduğum için bu kitabı almak istemiştim. Sanırım fuarda hediye geldi hatırlayamadım ama,
*yazarın ilk kitabı olması nedeniyle olsa gerek çok sevemedim.

4) Azra Kohen- Fi,Çi .....Serisi

Bu kitapları bu kategoriye aldım diye nefret ettim gördüğünüzde uzaklaşın diyemeyeceğim.

*Fakat bu kitabın tek bir başlık altında hatta ve hatta tek bir karakter altında toplanıp bu kadar övülmesi bana biraz reklam kokan hareketler gibi geliyor.

*Abartmadan normal bir kitapmış gibi okuyacaksanız (yada elinizde varsa okuyun) onun dışında para da vermeyin :)



Şimdilik bu kadar! :) Umarım sizler de yazımı beğenmişsinizdir.
Son olarak yeni yılda;

Emeklerin,
İşlerin,
Aşların,
Dostlukların,
Aşkların,
Çay koyup sohbet edebileceğiniz nice insanların hayatınızda kalması dileğiyle ! :)


Hoşça bakın zatınıza! :)

26 Aralık 2015 Cumartesi

KİTAP YORUMLARI #13- Hüsnü Arkan- Mino'nun Siyah Gülü

Selamlar!:)
Bugün sizlere bir kitap yorumlamak istiyorum. Özet olarak Best Kitap Listemin ilk 5'inde yer alacak bir kitap bu!:  Minonun Siyah Gülü. Bu kitabı geçen sene CNR Kitap Fuarında almıştım. Vize,final,hayat koşuşturması derken birkaç kere yarım bırakmıştım. Şu an bunu yazdığım daha doğrusu bu kitabı bitirdiğim için inanılmaz gururluyum. 


2011 yılı baskılı ve 252 sayfa olan bu kitap Hüsnü Arkan'a hayran olmanız için harika bir yol. Şu günlerde yeni çıkan albümü 'Kırık Hava' ile birlikte güzel gidecek bir kitap. 
Bilirsiniz bazen kitabı elimize aldığımızda unuturuz bazı karakterleri, mesela konu yazar ne kadar iyi olursa olsun olayı kaçırıveririz. İşte bu kitapda o yok. 
Ana kahramanlar Zehra,Hasan,Mino,Cahit Adamı, Ayşe,Niyazi ve dahası. Bütün bu karakterleri birbirine bağlayıp kurgulamasını gerçekten mükemmel yapan  bir sanatçı! İzninizle sanatçı demek istiyorum çünkü gerçek sanatçı böyle olmalı benim gözümde. Sadece bu dediğime bakmayın birçok kitabı var Hüsnü Arkan'ın. Ama biraz tavsiye üzerind ve ilk defa okuyacak biri olarak Mino'dan başladım. Ve doğru bir karar verdim. 

Gelelim altı çizili cümlelerime;

- İnsanın insana benzediği çağ, çocukluk galiba. 

- Öykümüzün nasıl başladığını hiçbirimiz bilmiyoruz;sonradan anlatıyorlar, bilmiş kadar oluyoruz. Anımsamak için tanıklara ihtiyaç duyuyoruz, fotoğraflara, sözlere, küçük bir kağıt parçasına çizilen birkaç kelimeye... 

- Saklayamadıklarımıza, saklandığımızın dışında kalanlara... 

- Hayal kırıklığı insanı öldürmüyor yengecim. Yalnızca yaşama azmimiz bir parça eksiliyor; başka bir şey olmuyor. Bir defa ayağa kalkana kadar, eskisi gibi gülmeye başlayana kadar, günlük işlerin hengamesine tekrar dönene kadar, bir vakit bocalıyoruz. Sonra yara izi gibi birşey kalıyor. Zamanla kabuk bağlıyor. Elin hep oraya gidiyor; kaşıyorsun... İnsanın diliyle eksik dişini yoklamasına benziyor. Sonra kaşımamayı, yoklamamayı öğreniyorsun.

- Sonunda öyle bir yere varıyorsun ki, hayatının sahici bir şeye benzemesini istemeye başlıyorsun... Ama sonra sahici olan nedir diye düşünüyorsun. Başkalarının hayatı hakikaten sahici mi? Bizden öncekiler hakikaten yaşadılar mı?

- Bir insan yargılanmayı göze almadan kendisi olmayı nasıl başarabilir ki?

- Herhangi bir şeyin kolaylıkla yok edilebildiği, kolaylıkla yaratılabildiği, bir şeyin yerine başka bir şeyin kolaylıkla konabildiği, çoğu zaman inciten ama nefret uyandırmayabilen hareketlerin geniş coğrafyasında yaşıyoruz. 

-Yaşıyor bildiğin kişi ben değildim; o benim çok uzak bir benzerimdi. Diyor ki; kimse kimseyi tanımıyor aslında, kimse kimseyi görmüyor.


Hoşça bakın zatınıza! :)

28 Kasım 2015 Cumartesi

KİTAP YORUMLARI # 12 AKİLAH AZRA KOHEN - Fİ

Merhabalar,

Bu kitabın yorumunu biraz geciktirdiğimin farkındayım. Fakat bunun bir nedeni de 2.kitap olan Çi'yi de bitirip yorumu öyle yapma isteğim oldu. Para verip almak istemediğim bir seriydi ve instagramdan bir tatlı Fatma Zehra.2dan hediye aldım kitapları. 

Evet gelelim sosyal medyayı kasıp kavuran bu kitap için herkesin kafasındaki soru işaretine :

'Gerçekten okunmayı hak ediyor mu?' 


Cevabım için önce sizlere bu kitabı biraz açmak istiyorum. Kitabın ismi gayet güzel gelmişti bana. Fakat bu kitabı elime almadan önce o kadar büyük bir hayran kitlesi vardı ki bu kadının! İnanamadım. Felsefik kitap olduğunu öne sürenlerin yanında aşk romanı olduğunu belirtenler de oldu. İşin çok ilginç yanı da kitap hakında olumsuz eleştiri yapanların olumlu yapanlarla aynı yüzdeye sahip olması. Bu sebeple okumak için bir süre bekledim. Tarafsız bir biçimde değerlendirmek istedim. 


İlk kapağını açtığımda metrobüste kendi kendime gülümsedim. Çünkü kitabın ilk başında size bunu belirtmiş sevgili yazar: BU KİTAP HERKES İÇİN YAZILMADI! 
Gerçekten etkilenmiş bir biçimde okumaya başladım ve o gün gidiş dönüş bu kitabın %30'unu bitirdim. Akşam eve geldiğimde farkına vardığım tek şey bu kitap beni hiç birşey için  farkına vardırmadı. Ertesi gün derken toplamda 2,5 gün gibi bir sürede bitirdim. Diyebilirsiniz ki aaa demek ki sürükleyiciymiş. Şimdi biri bana bu kitabın sunumunu yap dese yapacağım tek slayt için kocaman CAN MANAY yazar ve sunumu bitiririm. Bu fikrim değişsin diye dün Çi kitabına başladım ama atlaya atlaya okuduğumu itiraf etmeliyim çünkü inanılmaz derecede gereksiz bir kitap. Ve korkarım ki bütün seri Can Manay üzerine kurulu. 

Kısa bir araştırmadan sonra herkes bu kitabı bitirdikten sonra süper bilinçlendiklerini ve farkına varmadıkları şeylerin farkına vardıklarını yazmışlar. Kitabı okuduğum 2,5 gün içerisinde birçok şeyin farkına vardım: Mesela Light sütlü filtre kahve daha az midemi ağrıtıyordu ve sarı metrobüslerin daha ferah olduğu... :) Ama sanırım bunlar standart bir hayatın evrimi :) Kitapla bağdaştırılması tabii ki imkansız! İşte o an giriş cümlesini hatırladım: BU KİTAP BENİM İÇİN YAZILMAMIŞTI! 

Bu kitap felsefik beklentiden çok Can Manay'ın değişik yaşamını içeriyordu. 

Baştaki sorumuzun cevabı ise hayır. Bu seri kötü değil, fakat sosyal medyada abartıldığı kadar mükemmel değil. Siz durup Sarah Jio kitaplarında felsefik yön arıyor musunuz? Hayır! Eee bunda da aramayın bence. Eğer sadece bir roman olarak ele alırsanız işe,okula giderken metrobüs,otobüs ve vapur kitabı olarak seçebilirsiniz. 
Son olarak bana kitabın ana konusunu soranlara cevabım : Cinsel evrimini tamamlayamamış bir adam. Şaka değil gerçekten sadece bu. Daha fazla anlam yükleyip yüceltme gereği duymuyorum açıkcası. 


Hoşça bakın zatınıza! :) 

12 Kasım 2015 Perşembe

KİTAP YORUMLARI # 11- ROBIN COOK- DENEK


Herkese tekrardan Merhabalar,

Sizlere yeni bir kitap yorumu sunmaya geldim. Instagram'da paylaşmıştım fakat burada da düşüncemi belli etmek istedim. Tess Gerritsen ciler çoğalmış çevremizde, tıbbi gerilimin ustası denmiş. İşte orada durun! İşte sizlere tıbbi gerilimin babasını tanıtıyorum: ROBIN COOK! Kendisinin yaklaşık 30 kitabı türkçeye çevrilmiş olup yaşına rağmen son romanı 'Denek' de Türkiye'de satışa sunuldu bir süre önce. Kendisine olan sevgimiz genetik desek yeridir. Yeni kitabını aldığımızda okumak için kura çekiyoruz evde :) (Şaka değil ) Tabii ki bunun bir etkisi de ailecek tıbbın içinden geçmiş yahut ilgileniyor olmamız olabilir. 

Şimdi gelelim kitabımıza! Kitabın orjinal adı 'Nano'. İlk defa bir kitapta bu duyguyu hissettim. İnovasyon çağının ortasına düşmüş insanlar olarak neden kitap farklı isimle çevrilmiş merak ettim doğrusu. Nanoteknoloji günümüzde gayet yaykın kullanıma sahip olmuştur. İlk düşünüldüğünde kimse bilmediğini düşünse de mesela araba camlarının su tutmaması üzerine kaplanan nano materyaller sayesinde olmaktadır. Yada bir başka kullanım alanına da kalbe takılan stentleri örnek verebiliriz, ve dahası yüzücü kıyafetleri... Şimdi bir aydınlanma gelmiştir diye düşünüyorum :) 

Kitaba geldiğimde eskiden baskılarını başka yayınevlerinden çıkarılan kitaplar şimdi Sayfa 6 ile baskılanmış. Kitabın yazım hatalarından ve çeviri bozukluklarından bahsetmiyorum bile. Elbette bu denli fazla şeyi çevirmenin zor olduğunu biliyorum fakat baştan sona bir dış bakış ile kontrol edilip edilmediğinden bile emin değilim. Bu açıdan çevirmen hakkında iyi şeyler söyleyemeyeceğim. 




Kitapta Pina adında genç araştırmacının çalıştığı 'Nano' adlı şirkette geçen maceraları anlatılıyor. Nano adı dünya çapında duyulmuş bir firma olmasının yanı sıra illegal yöntemlerle insanlar üzerinde ürettikleri nanao materyalleri denemektedirler. Bunu farkeden Pina ise hayatının tehlikede olduğunu bile bile peşlerinden gider. Yaptıklarını kanıtlamaya çalışır. Fakat unuttuğu bir şey vardır. Polis de dahil Nano'nun her yerde kendi adamları bulunmaktadır. 

Başka ipucu vermek istemiyorum :) Ama bir çırpıda okunabilecek güzel bir kitaptı. Siz hala Robin Cook okumadıysanız sahaflarınızdan düşmüş birkaç kitabını edinebilirsiniz. Bendekiler:
  1. 6.Kromozom
  2. Okyanus Tutsakları
  3. Humma
  4. Heykel
  5. Beyin
  6. Kör Nokta
  7. Yaşam Çizgisi
  8. Virüs
  9. Sancı
  10. Riskli Deney
  11. Ölüm Diyeti
  12. Vektör
  13. Koma
  14. Kriz
  15. Hücre
  16. İstila
  17. Toksin
  18. Nöbet
  19. Ex
  20. Yabancı Cisim
  21. Komplo
  22. Denek
  23. İblis Tohumu
  24. Derin Şok
  25. Şeytan Zehiri
  26. Terminal 
Farkındayım ve Türkiye'de bu seriye sahip tek insan olduğumu düşünüyorum. Bunlar dışında bulduğunuz varsa bana haber verirseniz sevinirim..

Hoşça bakın zatınıza :) 

29 Ekim 2015 Perşembe

FOTOĞRAFLARLA ÖYKÜLER - 1

Fotoğraf: Cenk Erdem tarafından çekilmiştir*
          
       Yine ruhumu tüm gücüm ile çıkarıp ellerine bıraktığım o nacizane günlerden biriydi. Gözlerimi kapadım ve o eşsiz duyguyu yaşamaya çalıştım.

Seni izlediğimden habersiz belli belirsiz titremeler ile kıvrılıp oturduğun o kumsalda hayallere dalmıştın. Kalabalığa aldırmadan belki de kendi menziline doğru yol alıyordun. Belki de hayat denen bu rutinin içindeki onca kalabalığa onca gürültüye rağmen sessiz kalmayı tercih edenlerdendin. Gözlerini kapadığını gördüm ve ben de gözlerimi yumdum. O kapalı gözlerinden geçen hayallerin içinde olduğumu varsaydım. İşte o anda seni anlamaya başladım; sessizliğin bir insanı beklediğinden hatta umduğundan daha çok hayale sürükleyebileceğini o zaman anladım. Beni düşündüğünü, kurduğun kurguladığın her şeyi kendime çektim. Hayatındaki bütün monoton davranışlardan kurtulmak istercesine elimi tuttun. Kimseciklere göstermek istemediğin o naif ruhunu da oracıkta ellerime bırakıyordun sanki. Git gide dünyam ile bağdaştırdığım bu hayal beni derin bir kuyunun içine sürüklüyordu. Sanki sınırlarının ötesinde saçlarının kokusunu yüzümde hissediyordum adeta.
Sonbahardı şüphesiz. Çevrede yaprak hışırtılarını duymama rağmen kendimi kumsalda denizin o menkul uğultusuna bırakarak hayal kuruyor olmak güneş ile ruhumu ısıtmak iyi geliyordu. Güneşin o güzel ılımına rağmen rüzgar beni uyandırmak istercesine aniden fırtınaya dönüştü.

… Gözlerimi açtığımda ise orada yoktun. Belki hiç olmamış, saçlarına yüzümü hiç dokundurmamıştın. Ben hala seni ararken yamacımdaki kuşlar uçuşmaya başlıyorlardı.. Belki de benim o karmakarışık dünyamdan senin güzel dünyana hayallerimi taşımak için göçüp gidiyorlardı..


* Fotoğraf için Cenk Erdem' e teşekkür ederim. Kendisini instagramdan takip edebilir galerisine göz atabilirsiniz :) Buyurun Tık Tık

3 Ağustos 2015 Pazartesi

KİTAP YORUMLARI # 10- ELİF ŞAFAK - ŞEMSPARE

Herkese Merhabalar,
Yepyeni bir kitap yorumu ile karşınızdayım. Size tembelliği bırakacağımı söylemiştim :) Ayrıca şarkılarımı da değiştirdim. Gerçi siz bu yazıyı okurken 'Life is Wonderful' la la la laa diye çalmaya başlamıştır :)

Kitabımıza gelirsek bugün Elif Şafak'tan bahsedeceğim. Kendisinin Aşk kitabını alıp yarım bırakanlardanım. Kendisinin hayranı değilim ama çok beğenenler mevcut. Kabul etmeliyim ki TED Talklarda dinlediğimde sevdiğim bir kişilik. Sizler de dinlemek isterseniz tık tık .
Şemspare'yi de arkadaşımdan ödünç aldım. Okumayanlar için diyebilirim ki bir roman değil. Deneme tarzı bir kitap. Severek okudum mu? Evet!

Kitabın Adı: Şemspare
Kitabın Yazarı: Elif Şafak
Yayınevi: Yapı Kredi Yayıncılık
 Sayfa Sayısı: 248

Arka Kapak Yazısını Sizlerle Paylaşmak istiyorum keza beni kendisini okumam için etkiledi:

Kararır gökyüzü bazen; kasvetli bulutlar kaplar semayı.
Hayatın ritmi durağanlaşır, sohbetler bildikleşir, içimizde birikir yalnızlık hissi.

Nasıl Özleriz güneşi o zaman,
griler içinde aradığımız
bir tutam renk demeti
peri tozu gibi, inceden.

Gönülden yazılmış her roman, her hikaye, her kelime bir şemsparedir.
Güneş Parçası...
Düşer omuzlarımıza, kar tanesi gibi usulca.
Yağmur gibi yıkar ruhumuzu, arındırır tozdan kirden, tekdüzelikten...

Kitabı okurken heyecanlanmıyorsunuz ama kafa da yormuyorsunuz. Sakince öğüterek okunması gereken bir eser bence. Kitaptan bir de Elif Şafak'ın oğlunun isminin Zahir olduğunu öğreniyoruz..

Kitap hakkında çok iyi yahut çok kötü diye yorumlar okudum. Fakat şöyle söylemeliyim ki Elif Şafak  günümüzdeki kitap türlerinden yazarak biraz okurlarına nefes aldırmayı amaçlamış. Maalesef ki bayıldım harika bir kitaptı diyemeyeceğim, ama genel anlamda kötü de bulmadığım bir eser. Ben bunu yazarken annem de 'Ustam ve Ben' kitabını okuyor sevgili yazarın. Kendisinin de yorumlarını eklerim bir daha sefere.

İşte altı çizili cümlelerim:


  • gurbet tuhaf bir kelimedir, söyler söylemez ağızda kekremsi bir tat bırakır.Dil üstünde bir katre kaya tuzu, kolay kolay erimeyen. 'Tarif et' deseler edemezsin. Bir şey hep yarım kalır, bir nokta hep eksik. Kabataslak anlatır ama tam bir karşılığını bulamazsın.

  • Öyle kelimeler vardır ki; istesen bile hafife alamazsın.

  • Sabun gibi kayıverir avuçlarının arasından kelimelerin manası. Rüzgara yakalanmış uçurtma gibi savruluverir.Tutamazsın...

  • Birbirlerine'Tutunamayanlar'

  • Erkekler özgür olmak istedikleri için evlenmeye yanaşmıyor ya, aslında kadınlar da öyle. Özgürlüğümün tadına varabilmem için daha uzun süre bekar kalmam lazım. 

  • Erkek kızdı kadına. Onun bir türlü değişemeyişine. Bir midye gibi kabuğuna tutunmasına. Aralarındaki aşka sımsıkı sarılmasına. İki kişilik bir dünya yaratmaya kalkıp 'esas' dünya ile bağını koparmaya çalışmasına.

  • Ne tereddütsüz inanç mümkün, ne de tevazusuz özgüven.

  • Utangaç insanlarda tuhaf bir cesaret vardır, suskunlarda geniş bir kelime hazinesi. Yumuşak kalplilerde sağlam bir duruş vardır, merhametlilerde dirayet.

  • Tereddüt eder insan bazı bazı. Şüpheye düşer sevdiğinden de sevildiğinden de. Gölge olmadan güneş, şüphe olmadan aşk olur mu?

  • Bir insanı haftada yedi gün, günde yirmi dört saat aynı şekilde, hiçbir iniş çıkış yaşamadan sevmek mümkün mü?

  • Keşke söyleyebilsek birbirimize dürüstçe: - Seni seviyorum ama şu anda değil. Seni görmek istiyorum ama bugün değil. 

  • Gene görmek istersiniz o kişiyi, ilk fırsatta yeniden buluşmak. Sohbetine doyamaz, ruhunun dibini bulamazsınız, öylesine derin. 

  • Uçsuz bucaksız bir denizdir, kıyılarına varılmayan...
  • Türkiye'de bazı şeyler zordur: Mesela ' Ne filancayım, ne falancı sadece bireyim' demek zordur. Desen bile anlatabilmek, anlaşılmak zordur. Arafta kalana şaşırır bu toplum. Anlam veremez. Muhakkak arkasında bir bityeniği arar. Türkiye'de demokrat olmak, demokrat kalmak, bireysel özgürlüğüne ve farklılığına sahip çıkmak zordur.

  • Ve duygu olsaydı İstanbul, hüzün değil, hasret değil, elem değil, sevinç değil, sevgi değil, nefret değil ; aşk olurdu muhtemelen...

  • Aynılaşmış toplumlardan, cemaatlerden, yapılardan ürkerim oldum olası. Bireysel farklılıkları hoş görmeyen, çoğulluğu teşvik etmeyen ortamlardan ne sanat çıkar, ne felsefe ne de demokrasi. Pencereleri açık sınıflar, zihinleri açık öğrenciler... Budur bize yakışan! 

  • Tanıdığım herkes bilhassa kadınlar çekip gitmek istiyor. Tanıdığım herkes, bilhassa kadınlar çekip gitmek istediği halde gitmiyor, gidemiyor. Gidebilmek aslolan. Varmak değil. Dünyayı dolaşmalı, yeni yerler, başka haller, öte diyarlar görmeli. 

  • Biz neden ve nasıl ve sahi niye soyut mu soyut bir namus kavramı uğruna kadınlarımızı bozuk akçe gibi harcıyoruz?
  • Dünya bir kütüphane keşfedilmeyi bekleyen. İçinde yaşadığın şehir bir eser açılmayı bekleyen. Aşk da, insan da bir kitap okunmayı bekleyen...

  • İnsan sosyal bir varlık doğru. Ama insan, aynı zamanda yalnızlığından çok şey üretebilen bir varlık. Ve belki de bugün en temel ama bir o kadar da soyut olan eksikliklerimizden biri de bu: 'Yeterince yalnız kalmıyor, kalamıyoruz!'
  • Vazgeçebilmek bir erdemdir. 

  • Vazgeçebilmek lazım. Eğer bir yol bizi mutlu etmiyorsa onda körü körüne sebat etmek yerine, bırakabilmek lazım. Yazamadığımız kitapları, çekemediğimiz filmleri, geliştiremediğimiz projeleri, yürütemediğimiz meslekleri ve artık bizi sevmeyen sevgilileri bırakabilmek.. Vazgeçebilmek insana netlik getirir. Zihnimizi, kalbimizi, gereksiz karmaşadan arındırır. Bir berraklık kalır geride. Hüzünlü bir durgunluk. Ama bir o kadar da sakin...

İşte benden bu kadar! 

Başka bir kitapta görüşmek üzere
-Hoşça bakın zatınıza! :)







18 Temmuz 2015 Cumartesi

KİTAP YORUMLARI #9 BARIŞ BIÇAKÇI-BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ

Herkese tekrardan Merhabaaa! J

Bu blog tembelliği işini abartıp kekini kabarttığımın farkındayım. Bu sebeple yeni yazımla bir nebze olsun tembelliği üzerimden atmak istiyorum.
Sizlere bahsetmek istediğim kitap Barış Bıçakçı’nın ‘Bizim Büyük Çaresizliğimiz’.

Kitabın Adı: BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ
Yazarı: Barış BIÇAKÇI
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 167
Fiyatı: 15TL

Yorumlarda beğenilen bu kitabı listeme eklemiştim ve Kitabı İstanbul Kitap Fuarından temin ettim. Barış Bıçakçı’nın okuduğum 2.kitabı bu kitap. 
İlk okuduğum ‘Baharda Yine Geliriz’ ile kıyaslamam gerekir ise bu kitabı daha çok beğendiğimi söyleyebilirim.

Kitabın ana karakterileri Çetin,Ender ve Nihal. Kitabın kurgusuna değinmek gerekirse bir kadın karakter ve üzerinden çevrelenen 2 adamın hikayesi. Arkadaşlarının kardeşi Nihal ile aynı evi paylaşan 2 yakın arkadaş Ender ve Çetin kendilerine itiraf edemeseler bile bir gün kendilerini Nihal’e aşık olmuş olarak bulurlar. Kabul ettikleri bir şey vardır o da Nihal’in kendilerinin ‘Büyük Çaresizliği’olduğudur. Ki kitapta da aynen böyle bahsederler. Ayrıca kitapta da bir şarkı ismi verilmekte. Bryan Ferry- Your Painted Smile . Ben beğendim,sizler de dinlemek istersiniz diye bloga ekledim. Yukarıdan dinleyebilirsiniz.

Kitapta altı çizili cümlelerime gelirsem…

  • ·         Her şeyin geçip gittiğine,yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımız avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağını kim inandırabilir?


  • ·         Tanıklarla,kanıtlarla,uygun adım yürümek için ikide bir ayak değiştirme imkanı veren gerçeklerle ne kadar üstümüze gelseler, boşuna! İnanmayız!


  • ·         Zaman sensin,

Zaman kadındır.
·         
  • Önce aşk vardır. Hatırlamak da,acı çekmek de sevgilimize vereceğimiz çiçeğin fotosentezi de ondan sonra başlar.

  • ·         Benden okumak için kitap isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum, hala öyle!
  • ·         Ayrılıp birleşmelerle dolu yorucu bir dönem başladı. Lise fizik kitabımızın kapağındaki bilye gibi biz de yere her çarptığımızda yükseliyorduk. Sonra yerle bir durduk, ayrıldık…
  • ·         Kadınlara neden ve nasıl aşık oluyorum?

-          Bende hatta başka kimsede olmayan bir şeye sahip olduğunu sezdiğim kadına hemen aşık olurum.

  • ·         Sen yine kendini sevdin, bense onu sevdim.

  • ·         Ama bu bir aşk şarkısıydı,mutlulukla mutsuzluğu aynı tepside sunuyordu.

  • ·         Konuşmak,anlatmak anlamsız gelmişti birdenbire. Belki de, katlanıp kaldırılması gereken şeyleri buruşturmuştum.

  • ·         Hatırlamanın zihnimin önünde açtığı büyük boşluğu fark ettim. Ne yöne gidecektim? Geçmiş ve gelecek birbirleriyle öncelik-sonralık ilişkisi içinde miydi?

  • ·         Gitmesin istiyordum, orada otursun, bakışlarıyla beni dinlendirsin, anlattığım şeylerin onun için çok değerli olduğunu belli etsin istiyordum.bunu belli etmezse kırılıp döküleceğimi anlasın istiyordum.

  • ·         Aşık olmak böyle bir şey miydi? Dinlediğin hikayelerin kahramanlarıyla özdeşleşmek miydi?

  • ·         O yıl bahar bize eksik yanlarımızı,hiç tamamlanmayacak şeyleri hatırlatarak gelmişti.

  • ·         Sınır var mıdır? İnsan severken basit sınıflandırmaların sınırlarını görür, kendi sınırlarında dolaşır,kendi sınırlarına değer. Benim bildiğim tek sınır bu.

  • ·         Yıldızlar gökyüzünden bir sarhoş tarafından indirilmeyi bekliyordu.

  • ·         Kaderin bizi başrole taşıdığı,ikimiz dışında her şeyi cılız bir manzaraya dönüştürdüğü o anda…

  • ·         Uzağımızdaki her şey biraz olağanüstüdür,olduğundan biraz daha fazladır.

  • ·         Okumak, kimilerine yazmayı öğretti bana da yazmamayı.

  • ·         Çetin, kadınlar kendileri için şiir yazılmasını neden ister? Kendilerini feda etmeyi, yok olmayı, hiç olmayı arzuladıkları ve onlara adanmış bir şiirle bu arzu arasında, biz erkeklerin göremeyeceği şık bir bağ gördükleri için mi?

  • ·         Hangimiz yaşamadık, savruluşların sonunda bir yerde bizi bekleyen ismimize düzenlenmiş kimlik arayışını?

  • ·         Aşkın insanı zenginleştirdiğini biliyorduk,fakirleştirdiğini de bilelim.

  • ·         Geçmişten konuşacağız. Bütün yaşadıklarımızı,bıkmadan,usanmadan ve artık utanmadan hatırlayacağız.


  • ·         Hayatı, büyük çaresizliğimizi,nihayet anladığımızı düşüneceğiz.içimizde bir şeylere isyan etme isteği doğacak. Sonra yine bahar gelecek, yaz gelecek. Tekrar eden şeyler bizi tekrar tekrar sevindirecek.


İşte bu kadarJ Bir sonraki  yazıda görüşürüz.
Hoşça bakın zatınıza!


30 Mayıs 2015 Cumartesi

KİTAP YORUMLARI # 8 -BUKET UZUNER-DEFNE KAMAN'IN MACERALARI/ SU

Herkese tekrardan Merhabalar! :)

Uzun soluklu aramın ardından yeni bir blog yazısı ile karşınızdayım. Ama merak etmeyin bu sefer bir kitap yorumundan bahsedeceğim... Hızlı geçen günlerle mezuniyetime yaklaşsam da biraz biraz okumaya devam etmeye çalışıyorum...




Kitabın Adı: Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları- Su 

Kitabın Yazarı: Buket Uzuner

Yayınevi: Everest Yayınları

Fiyatı: 18 TL

  • Ben bu kitabı ne zaman, nerede ve nasıl okudum?
Öncelikle kitabı okulun kütüphanesinden aldım. Okuma sürem uzun sürdü çünkü biraz duraksama evresine girdim veya sosyal medyada duyduğum 'Okuma Kabılığı'' hastalığı olabilir. O sebep ile okuma sürem yaklaşık 3 hafta sürdü ve finallerime kadar devam etti :) 



Buket Uzuner'i Kumral Ada Mavi Tuna kitabı ile tanıdım ve o kitap enlerim arasında ilk onda yer alır diyebilirim. Onun dışında kendisi hakkında biraz yaptığım araştırmada kitaplarının bazılarının beğenilir bazılarının ise zorla okunabilirliği konu edilmiş olduğunu gördüm. Ama bu kitaba dayanarak diyebilirim ki Buket Uzuner benim sevdiğim yazarlar arasında yerini almış bulunmakta. 

Kitabın konusu tam olarak ne diye sorsanız cevap veremem. Kaybolan gazeteci Defne Kaman, onu bulmaya çalışan komiser Ümit Kaman, Sahaf Semahat ve kitapta benim en sevdiğim karakter olan Defne Kaman'ın anneannesi Umay Bayülgen'in başlıca karakterleri olan bir roman...
Bir kere giriş sayfası insanı etkilemeye yetiyor. Kutadgu Bilig'den alıntı ile başlıyor kitap: 

  • Aklın süsü dil, dilin süsü sözdür.
Kişinin süsü yüz, yüzün süsü gözdür.

Kutadgu Bilig nam-ı diğer Bilgi Kitabı, lisede edebiyat öğretmenimin anlattıklarıyla bildiğim bir yapıttı. Bu kitabı okurken insan ister istemez araştırmak istiyor. Hakkında kendime yetecek kadar bilgiyi internette buldum. Göz atmak isterseniz tık tık



Gerek Kutadgu Bilig hakkında gerek ise Şamanizm hakkında  gerek ise Yunus peygamber hakkında verilen bilgilerle okunduğu zaman insanda bilgi birikimine neden olan bir kitap. Defne Kaman'ın yazdığı Su kitabının çoğu yerini altını çizdim ( çizemedim çünkü kütüphanenin kitabıydı, kenara not aldım diyelim:) 


Maalesef altı çizili cümlelerin hepsini yazmayacağım fakat kitapta yer alan bir cümleden bahsetmek istiyorum: 

  • 'UNUTTUKLARIMIZI YİTİRİRİZ' diyor kitap. Üzerine bir o kadar düşünülmesi gereken ve farkındalık yaratan bir cümle oldu benim için...
Hiçbir şeyi ve hiç kimseyi yitirmemek üzere! ,

Hoşça bakın zatınıza! :) 




4 Nisan 2015 Cumartesi

Kütüphane Düzenimi Nasıl Sağlıyorum?

Herkese takrardan merhabalar! :)

Bugün sizlere kitap yorumlarımdan bahsetmek isterdim lakin mart ayı içerisinde sadece 2 kitap okudum. Hayatta en sevdiğim varlığı kaybettim,canım dedeciğimi... Hayat bir yerden devam edecek ve biliyorum ki o beni hep bir yerlerden görecek.
Bende hal böyle olunca bari daha önce yapacağım dediğim bir konudan bahsetmek istedim: KÜTÜPHANE DÜZENİM! :) Nasıl ne zamanda bir kitap alırım, onları nasıl sıralarım, yerim var mı, bir daha aradığım kitabı o kadar kitap içerisinden nasıl buluyorum?



Yukarıda görüldüğü gibi bu kitaplar henüz kütüphane düzenine girememiş beklemektedirler. Kitaplarımı resimdeki kaşe ile kaşeleyip numaralandırıyorum. Böylece daha sonra aradığım bir kitabı çok kolay bulabiliyorum. Onların sıralarını da hem deftere hem de bilgisayar ortamında kayıt altına alıyorum. Bu işleme ilk başladığımda kitapları yazarlara göre yan yana koymaya çalıştım, mesela Canan Tan'ın bir çok kitabını yan yana koydum fakat zaman ilerledikçe bu maalesef ki mümkün olamıyor. Aradan 50 kitap geçiyor ve siz önceki yazarın kitabını alıyorsunuz ve sıra şaşıyor. Bu sebeple ara ara aldığım kitapları biriktirerek bu işlemi yapıyorum. 

Gelelim bu kitapların durumuna:)
  • -Robin Cook' a olan zaafımı bilen bilir kendisi tıbbi gerilim türünde yazar ve ben en sıkı arşive sahip olduğumu iddia ederim. CNR kitap Fuarından bir sahaftan buldum kendisini.
  • -Aralarında 2 kitabım hediye; kendileri ' Yaşar Kemal ve Sait Faik' kitapları. (Kitap hediye almayı kim sevmez ki ^.^ ) 

  • Ramses serisi aslında anne ve babamın yıllar önce kitaplıklarında bulunan seriymiş. Ama kendileri iyi niyetlerinden diğer bir çok kitap gibi ödünç vermişler ve geri gelememiş. Ben de okumayı çok istedim ve seriyi yavaş yavaş sahaflardan tamamlıyorum. Fotoğrafta görülen serinin 2.kitabıdır.
  • İskender Pala hiç okumamış biriyim. Bu kitabı da %50 indiriminden dolayı aldım inşallah okuyacağım.
  • Hüsnü Arkan'ı sadece sanatçı kimliği ile tanımıştım fakat sevgili Kitap dostum Damla' nın favori yazarlarından biriymiş kendisi. Merak edip CNR Kitap Fuarından aldım. (Kitabın arkasında alarmını unuttukları için her mağazaya girişte ve çıkışta ötüp durdum, bu 2.defa başıma geliyor.Bence artık yayınevleri buna dikkat etmeli lütfen!) 
  • Son olarak en son aldığım kitap Agatha Christie. Utanarak söylüyorum ki kendisinin daha önce hiç kitabını almadım ve okumadım. Ama çok duydum. Bilmemek değil öğrenmemek ayıp mantığını yürütüp nisan ayı içerisinde okuyacağım kendisini :)
İşte ben kitaplarımı böyle sıralıyorum. Yer sıkıntısı tabii ki her kitapseverde olduğu gibi bende de var, lakin oraya buraya bir şekilde sığdırmaya çalışıyoruz. 

Şimdilik hoşça bakın zatınıza! :)







12 Mart 2015 Perşembe

KİTAP YORUMLARI #7 - GÖRÜNMEYELİ NELER OKUDUM ?

Herkese tekrardan Merhabaa! :)

Görünmeyeli bir hayli zaman oldu farkındayım ama toptan soyutladım kendimi biraz, nedenini hiç bilmiyorum aslında. ''Okuma Kabızlığı'' denen illet mi acaba başıma geldi diye düşünmüyor değilim. Ne okusam sıkılıyorum, bir sürü kitabı yarım bıraktım.

Neyse ki şu an iyiyim^.^ (Biraz grip dışında) Eveet gelelim neler okuduğuma. Buraya yazmayalı ilk önce yorum yapmadığım bir kitaptan başlamak istiyorum: YARIM KALAN/ Erturk Akşun'un kitabı. Kendisini fuarda Destek yayınları standında sürekli görebilirsiniz. Geçen sene Ateş,Güneş ve Ada kitabını alamamıştım bu sene fuarda iki kitabı birden aldım. Yarım Kalan'ı okumaya başladığımdan itibaren pişmanlığım çığ gibi büyüdü maalesef. Verdiğim paraya mı acısam yoksa harcadığım zamana mı bilemedim. Neticesinde diyebilirim ki bir Ahmet Batman kitabı gibi. Yazarın emeği çok olabilir takdir etmek lazım fakat benim yorumum maalesef 2/10.

Bir diğer okuduğum kitap ise MASUMİYET MÜZESİ/ ORHAM PAMUK. Kitaba tam anlamı ile bayıldım. Konuştuğumuz arkadaşlarım bilir bir süredir Orhan Pamuk kitabı okumak istemekteydim fakat hangisinden başlasam bilememiştim. Okulun kütüphanesinden Masumiyet Müzesi'ni buldum okudum ve doğru bir karar verdiğimi düşündüm. Çukurcuma'da geçen bu  romanda yazarı tebrik etmek istiyorum. Bir erkeğin bu kadar hissiyatlı, saplantılı ve tutkulu biçimde yaşadıklarını bu denli güzel dile getirmek her okuduğumuz kitapta karşımıza çıkmaz. Yazar bize kitabın sonuna doğru bir de müzeye giriş hakkı olarak bir sayfa sunuyor. Okulun kütüphanesinden aldığım için kitabı kaşeletmek doğru olmaz diye düşündüm ama en kısa sürede gitmek isterim. Yerini,ismini,cismini merak edenler için buyrun tık tık . Sonuç olarak kitaba puanım 9.



KIRMIZI PAZARTESİ /Gabriel García Márquez

Ne diyebilirim ki Marquez kitaplarına? Hepsi birbirinden güzel. Adam dünyaya yazmak için gelmiş ve göçmüş :) Kitabın bana ilginç tarafı sonu belli bir hikayenin baştan sona kadar sıkmadan okunabilmesi. Uzun uzun yazıp okuyucuyu sıkmaktan başka bir işe yaramayan yazarlara güzel ilham olmuştur bence bu kitap.. Puanın her zaman 10! :)



Şimdilik bu kadar... Aslında bu kitaplardan sonra BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK/Harper Lee ve KOCAN KADAR KONUŞ/Şebnem Burcuoğlu okudum. İkisi tabii ki kıyaslanamayacak kadar farklı kategoride kitaplar. Ama o kadar eleştiri okumama rağmen Efsun'a çok güldüm. Ve hepimizin içinde bir Efsun yattığını düşünüyorum. Kesinlikle tam bir metrobüs kitabı :) Bir günde bitebilecek çerez kitap arayanlara önerebilirim Kocan Kadar Konuş'u :)


Hoşça bakın zatınıza! :) 

22 Şubat 2015 Pazar

PAŞA PAŞA TİYATRO YAHUT AHMET VEFİK PAŞA

Uzun aradan sonra herkese tekrardan merhaba! :)
Bugün sizlere kitaplardan değil bir tiyatrodan bahsedeceğim. Kendisi '' Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa''.
Başka oyuna bilet alıp da bu oyuna girdik. Bu konuda Cansu ile fazla meşhuruz. Ne zaman oyuna gitsek tamamen şans melekleri yanımızda oluyor. Mesela bir önceki oyunumuz ''Profesyonel'' 'e kimseler bilet bulamazken biz balkondan bilet bulup almıştık. Ama oyunu en önden izledik. Müthişti :) ayy ayy anılarım canlandı. 

Neyse biz gelelim bu oyuna. Kesinlikle kalabalık ve müzikal tadındaki oyunlar daha zevk veriyor bana.

Gördüğünüz gibi komşu salona girmemize rağmen gayet de güzel bir yerimiz vardı. Aslında oyunun amacı baştan açık bence. '' Toplumun uygarlık seviyesini belirleyen şey sanata verilen önemdir.'' Bu oyunda da tiyatroya değer verilmesi olabilir. Bursa valisi olarak atanan Ahmet Vefik Paşa geldiği günden beri halkı için çabalar. İşte oyunun tam da bu noktasında Ahmet Vefik Paşa günümüzde de sıkça sınandığımız bir düşünceyi dile getirir ve '' - Halkını dinlemeyen adamdan ne şah olur ne de padişah!'' der. Aslında asıl konu bu değil midir zaten :) Neyse blogum sansür yemesin -.- 


Oyunun en sevdiğim yanı da oyun boyunca böyle başarılı bir canlı müzik ekibinin olması. Sıkılmagibi bir ihtimal tamamen ortadan kalkıyor. 


video


Oyundan öğrendiğimiz en önemli şey şüphesiz ki şu an ki tiyatro seviyemiz için Ahmet Vefik Paşa vesile olmuş. Özel tiyatroların pahalılığı yanında devlet tiyatrosunun hem uygun fiyata hem de böyle güzel oyunlara yer vermesi gerçekten bir nimet.

Bence bu hafta sonu sevdiklerinizi alıp sinemaya gideceğinize canlı canlı heyecanla izleyip '' aa oyuncu sanki benim gözlerime mi bakıyor ne ?'' diye mutlu olacağınız bir tiyatro oyununa gidin. 


Son olarak oyunun finaline yakın bir sahneyi paylaşıyım. 

Tiyatrodan,kitaplardan yoksun olmayalım. Cehaletin nelere yol açtığını görüyoruz maalesef. 

Hoşça bakın zatınıza :) 

31 Ocak 2015 Cumartesi

KİTAP YORUMLARI #7 - MELİKE İNCİ- O ANDA

Herkese Merhabalar! :)
 Ara tatilimin 3 günü hiç kitap okuyamadan geçirsem de Ocak ayında iyi kitap okudum :) Son bitirdiğim hatta 2 günde bitirdiğim vaktim olsaydı 1 günde bile bitecek bir roman. Melike İnci'nin O Anda romanı. 

Kitabın Adı: O Anda
Kitabın Yazarı: Melike İnci 
Yayınevi: Yitik Ülke Yayınları 
Fiyatı: Orta- 17 TL 

Puanlamam: 9/10

Ben bu Kitabı ne zaman nerede nasıl okudum? : kitabı fuardan aldım fakat şimdi ocak ayının son günlerinde sakin bir kafa ile kış okuma şenliği için okudum. 


Aslında kitaba başlıyorsunuz ve yazarın ilk kitabı olduğuna inanamıyorsunuz. Kurgusu ve dili beni kendine hayran bıraktı. Arkasından baktığımda iyi ki diyebileceğim bir kitap oldu ve bence tek bir kitap böyle güzel kurgulayan birine yetmemeli! :) 

 Özellikle kitapta dikkatimi çeken detay ise kitaptaki kadınların daha doğrusu her kuşaktaki kadınların(bir tanesi hariç)  kendilerine hayran bırakılacak bilgi ve erdeme sahip olmaları. 
Zübeyde,Yasemin,Zuhal... Amaçları olan bilgili kişiler... fakat böyle dedim diye bu sadece kadınlar üzerine kurulu bir kitap da değil elbette. Kadın gözüyle erkek karakterleri yaşadıklarını,öyle iyi anlatmış ona da şaşırdım. 

Murat'ın ani bir kararla Yasemin'den uzaklaşması... Yaşadığı iki günlük bir deneyim ile kendini sorgulamasını sağlıyor. Yasemin'i hem kıskanması hem de hayran olması ikilemi ile karşı karşıya. Halbuki biliyor ki Yasemin'in yabancısı 'Selim'...

''Yabancı '' kavramı kitabı bitirdiğimde aklımda kalan nice güzel şeylerden biri. Herkesin yanında mutlu olduğu bir insan vardır belki de. Kitabın bir yerinde şöyle diyordu : Selim de belki benim yabancımdır. İlla kocan olmasına gerek yok. Siz isterseniz ruh eşi deyin,ister dost, ister arkadaş ama herkesin bir yabancı'sı vardır. 

Puanlamama gelince 10 üzerinden 9 vereceğim çünkü bu romanın daha önce duyulmamasının bir nedeninin de kapağı olduğunu düşünüyorum. gerçi ben Yitik Ülke'nin kapaklarını beğeniyorum fakat çoğu kitaptan daha güzel bu roman için bu geçerli değil maalesef. Kapağında bakıldığında içinden böyle bir şey çıkacağını tahmin edemiyorsunuz. 

Kesinlikle daha değişik bir kapak tasarımı ile piyasadaki çoğu kitaptan daha güzel ve daha çok duyulacağına eminim. Sahi siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Okuyanlar lütfen geri bildirim yapsınlar :) 
 Son olarak,
Belki de yazarın imzalarken dediği gibi; sözcükler yolunu bulup yollar güzel tesadüflere çıkar :)

Hoşça bakın zatınıza! :) 









25 Ocak 2015 Pazar

KİTAP YORUMLARI #6- İCLAL AYDIN-BİR CİHAN KAFES

                                                          Tekrardan Merhabalar! :)


Kitabın Adı: BİR CİHAN KAFES 
Yazarı: İCLAL AYDIN 
Sayfa Sayısı: 331 sayfa 
Fiyatı: Orta Düzey : 14,00-18,00 TL arası. 
Yayınevi: ARTEMİS YAYINLARI 
Puanlamam: 8/10 

Ben bu kitabı ne zaman nerede nasıl okudum? - Kitabı Ocak ayı içerisinde finallerim bitmiş rahatca mis gibi bir kafa ile evde oturarak okudum ^.^ 


Daha önceden yazdığım gibi öncelikle '' Bir Cihan Kafes'' kitabını okulumuzun kütüphanesinden buldum, aldım ve okudum :)Gelelim yorumlarıma...

Herkes İclal Aydın için farklı düşünür. Ben hep güler  yüzü ve yazdıkları ile sevmişimdir kendisini. Her duyguda insan için yazabilir diye düşünürüm. Yalnızsanız,aşıksanız,acı çekiyorsanız, mutluysanız,gurbetteyseniz hepinize yetecek kadar güzel yazıyor İclal Aydın..

Beklerim hep yine yazsın yine okuyayım diye. Aslında kitabı bitirme sürem tam 1 gün :) Evet. Hoş akıcı ve basit anlatımı var. Onca kitap yazan yazardan beklenmeyecek basitlikte bir dili var. Evet konu itibari ile bunu belki ört bas edebilirim. Konusu güzel ve akıcıydı.
Üç kadın... Aynı aile farklı nesiller. Ve ortada edilmiş büyük bir beddua. Hayatları değişen, evlatlarının  kendi yaşadıklarını yaşamaması uğruna doğru veya yanlış yaşayan anneler...

İşte altını çizdiğim cümleler: 

- Kalbi eğitmek diğerlerinden daha zor. O kalbi büyütmek,eylemek,teselli etmek,demire döndürmek için akıp giden bütün yıllar, yani dünya üzerindeki bütün serüvenin aslında bir göz açıp kapamadan ibaret...

- Her kalp aynı buluşmayla oluşup benzer bir yarayla çürüyor üstelik.

- Bir insanın yumruğu kadardır kalbi,derler. Demek ki kalbin kadar insansın. Avucunun içine düşen kalp kadar merhametin. 

- Günlerden bir gün, neyi aradığımı bile unutmuş dolanırken bir trene bindim. Aklım mı karışmıştı artık? Yorgun muydum?

- Bıraktığı her ayak izi beni kendine çağırıyordu. Tek bir ömre sığması imkansız kederler vardı ayak izlerinde...

- Hayat ağacındaki her yaprak, okunması gereken başka hikayeyi taşıyordu. 

- Her hikaye biriciktir, biliyorsun. Ama her hikayenin kanı kendi damarları içinde akarken başkalarının rüzgarını, yağmurunu ve ne yazık ki kurşununu da isabet alır kimi zaman...

- Lorin'in kalbinde ışıklı bir dönme dolap yükselmeye başladı. 
Aşkta mesele şu ki... O dönme dolap, adı üzerinde,dönüyor,yükseliyor,alçalıyor... Ama sen hep en tepedeki halini anımsıyorsun...

-Tutkuyla aşık olanın ülkesi, sevdiğiyle kendinden oluşur. Doğrudur. Birbirlerinin sınırı olurlar. Her sınır mayın döşelidir öte yandan.

-Hayat... Kendimizi sevmek ve bulmak oyunu....

-Ah sevgili insan! Sen nasıl böylesin. Aceleci,çekingen,geçkin,şatafatlı,olgun,renkli... Diğer bütün insanlarla bir aradayken çok güzelsin...

- Fırtına herkesin başına sert eser ama sadece bazılarının çiçekleri dökülür. 

- Şehirleri yerle bir eden zaman, insana uğramaz mı?

- Ne çok yaramı açık ettim ben sana ?

- Hata yapmayacağını düşünüyorum. Biliyorum... Yapsan da ne değişir? Masa örtülerinden elbiseler yaptın sen kendine. Elbiselerden çantalar yaptın. Eteklerinden yastıklar diktin. Bir şeyleri başka şeylere dönüştürmeyi bildin hep. Hiçbir zaman hiçbir şeye bağlanmadın. Kaybedince kahrolacağım hiçbir şey benim olmasın derdin. 

-Sevgin direğimiz,üzerimize saldığın korku çatımız olmuş meğer. Mutsuzluğumuzdan örülü bir devlet yaratmışsın hepimize. 
Sen en çok beni severdin ya, 
En çok beni köle yapmışsın kendine...


Yorumlama ve puanlama aşamasına gelirsem sadece konu ve akıcılık olarak değerlendirdiğimde 10/10 verebilirdim fakat daha önce yazmış bir yazarın bu kadar basit bir dille roman yazmasından dolayı 8/10 diyorum.

Okumanızı tavsiye edebilirim :)

Hoşça bakın zatınıza! ^.^

20 Ocak 2015 Salı

Yarı Yıl Tatili Değerlendirmeleri ve Çekiliş :)

Tekrardan herkese merhabalar! :)

Efendim ben deniz yarı yıl tatiline girmiş olup kütüphaneden aldığım 7 kitabı bitirmek üzere yolculuğa çıktım.
Tam bunlardan önce 2013 yılında kurulan kitap okuma aktivitemiz için tanıdığım bal gibi Afede'miz çekiliş düzenliyormuş. Katılmamak olmaz. O kutu bana çıkmalı lütfen :)
İşte o meşhur kutu:) İçindeki bazı hediyeler bunlar. Siz de katılmak isterseniz Arzunun bloguna tık tık .  Buradan da sevgilerimi iletirken Line grubumuzda devam ederiz :)

Eveet gelelim benim yarı yıl tatili planlarıma. Öncelikle kütüphaneden aldığım kitapların isimlerini yazmak istiyorum;

1) İclal Aydın-Bir Cihan Kafes
2) Ahmet Altan-Dört Mevsim Sonbahar
3) E.L.James-Grinin Elli Tonu
4) Kafka- Değişim
5) Yusuf Atılgan- Aylak Adam
6)Yaşar Kemal- Tek Kanatlı Kuş
7)Orhan Pamuk- Masumiyet Müzesi

İşte benim 16 Şubatta teslim etmem gereken kitaplarım. Sıralamada nasıl giderim bilmiyorum ama İclal Aydın ile başladım. Gidişat iyi :)
Kitaplar hakkında yorumunuz varsa yorum yazın ya da bana ulaştırın mutlaka :)
Şimdi hangi kitabı okuyorsun diye soranlara Vikitap kullanıyorum lütfen oradan takip edin:) Linki için tık tık .
Tiyatro sezonunu da geç de olsa cumartesi açıyorum. ' Geçtim ama Tiyatro'dan'' oyunu ile. Yorumlarımı paylaşacağımı düşünüyorum.

Şimdilik sevgi ile kalın, Hoşça bakın zatınıza ! :)


10 Ocak 2015 Cumartesi

KİTAP YORUMLARI#5 ASMA PANSİYON

Herkese tekrardan Merhaba! :)
Finallerimin başlamasına yakın 2015'in ilk  günlerinde okuduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum size, ''Asma Pansiyon''.


KİTAP ÖZELLİKLERİ

Kitap Adı: Asma Pansiyon
Yazar: Işıl Şenol
Sayfa Sayısı: 210
Tedarik Yeri: Ben okulumuzun kütüphanesinden aldım ama sizler için internetten bir kaç öneri verebilirim :)

Satış Fiyatı: 12,00 TL
-Kitapyurdu: 8,58 TL*
-Babil.com: 9,00 TL*
-D&R: 8,04 TL*

* Fiyatlar 10.01.2015 tarihinde geçerli olanlardır.

Kitabın kapağını tasarlayanı da en az yazar kadar tebrik etmek istiyorum çünkü insana huzur veren hoş bir kapak tasarımı olmuş. Kitabı tam 1 günde bitirdim. Sıkı bir okuyucu değilseniz bile tahmin ediyorum ki en fazla 2-3 günde okunacak bir kitap kendisi.
Aslında hepimizin zaman zaman yaşadığı şeylerden bahsediyor kitapta, hepimizin bazı zamanlar bir Asma Pansiyon'a ihtiyacımız olduğunu yüzümüze vuruyor.
Çok fazla karakter içermeyen bir kitap. Yumuşak kalpli pansiyon sahibi Yenola ve pansiyon sakinlerinin hayatlarını içeriyor. Pansiyon sakinlerinin bazısı ailesi ile tartışan bir genç kız,o kızın babası,  bazısı ailesinden kaçan orta yaşlı bir Ekrem Bey, işinden,eşinden,hayat yoğunluğundan kaçan birkaç insanın buradaki hallerini anlatıyor yazar.
Bozcaada'nın güzel hallerini,ah o taş kahvenin güzel huzurunu hissettiriyor. Bir çırpıda okuyacağımız,belki sakin huzurlu, bahara özlem uyandıran bir hafta sonu geçirmek isteyenler için ideal bir kitap diye düşünüyorum. Kitabın içinden bir söz ile de noktayı koyuyorum;

''İnsan ümidini kesince beklemeyi bıraktığı her şey gelir düşer kollarına''


Hoşça bakın zatınıza! :)




1 Ocak 2015 Perşembe

Nasıl geçti o 2014? :)

Herkese tekrardan 2015'in ilk gününden merhabalaaar! :)

2014 çok kötüydü,2015 mükemmel olsun demeyeceğim.

2014 benim için verimli denebilecek bir yıl oldu. Okulumda derslerim çoğaldı, hocalarım değişti. Sunumlar,sınavlar derken bir de Tubitak projesi yazma heyecanına düştük Ecot ile. Finalleri bitenlerin gezmelerini kıskandık çünkü herkes o haldeyken biz inek gibi proje yazıyorduk :) Mart ayını nasıl ettik ben bile anlamadım.
İşlerim çok az gibi yöneticilik eğitimine katılıp haftasonlarımı yaktım.
Oğuzhan geldi(kendisi sürekli gidip geldiği için takip etmekte zorlanabilirsiniz, o zamanlar Amerika'dan geldi ama şimdi İsveç'te). Bolca gezdim,fotoğraflar çektim, pastalar kurabiyeler yaptım. Uzun zamandır tatil yapamadığımdan ötürü yılın ilk ve son tatilini 2 güncük kafa dinleme tatili yaptım.
Mayıs ayına gelince, bütün sene uğrunda koşuşturduğumuz, iyi kötü şeyler yaşayıp yeri geldiğinde cinnet geçirdiğimiz Kongremizi yaptık.
Güzel bir doğum günü geçirdim! :) Feridemden güzel mektuplar aldım. Günler geçip gitti.

Okulu kötü sayılabilecek bir ortalama ile kapatmanın üzüntüsünü yaşarken staj hayatım başladı. Bal gibi bir ekip ile çalıştım. Bölüme başladığım günden beri kendimi en fazla onlarla rahat ve mutlu hissettim diyebilirim. Erken,geç, stajyer demeyip bana o kadar sıcak davrandılar ki öyle de içten dua ettim yine çalışmak için. Hepsine kucak dolusu öpücükler! Bu süre zarfında Boğaziçi Üniversitesi'nde yurtta kaldım. Sürekli ailemle kaldığım için başta zorlansam da güzel arkadaşlıklar ve bol kilolar edindim. Manzara yediriyormuş onu anladım :)
Yaz aylarında güzel insanlarla tanıştım! Şu an aklıma Jehan Barbur'un '' Güzel Adam''  şarkısı geldi nedense :)
 Üzücü oldu ama Oğuzhan'ı yine yine yeniden uğurladım -.- (Tabii ki ağlamadım dersem inanmayın:))

Yılın en mutlu haberi projemin kabul oluşu oldu. Bu sene son sınıfta olmanın verdiği gerginlik yüksek bu aralar. İki hafta önce ilk defa ben bu bölümü gerçekten istiyor muyum dedirtecek kadar çıldırdım ama geçti :)
Bir de 2014 yılında 42 kitap okuyarak hedefimi tutturamadım. Güzel yazarlar tanıdım, ama kendim için en sevindiğim yazmaya başlamam oldu. Eveet! :) Artık ben de yazmaya başladım. Öyküden başlamak istiyorum bakalım :)

2015'in ilk gününden dileğim var benim koskoca yıla;
Herkes herkesi maddi bir hediye ile mutlu edebilir, ama çok az insan birbirini yazdıklarıyla mutlu edebilir. Uğrunda yazacağımız hatta kalemimizin durmayacağı insanlarla olalım. lütfen arkadaşlıkla ya da aşk ile sınanmayalım. Kalp dolusu sevgi ile taşalım. Rica ediceğim anlayışlı da bir master hocam, iyi bir Toefl puanım, güzel lab arkadaşlarım olsun. Ve bu sene bölümüme sevgimi sınatacak hiç kimse, hiçbir şey çevremde olmasın!

Sırası ile Sağlık,huzur,doğru düzgün çıkan deneyler, bol AA'lar, master, para ve aşk benimle olsun!


Hoşça bakın zatınıza! :)