9 Temmuz 2016 Cumartesi

KİTAP YORUMLARI #15- HASAN ALİ TOPTAŞ / ÖLÜ ZAMAN GEZGİNLERİ

                                                 Herkese kocaman Merhaba!

Bugün sizlere uzun zaman önce okuduğum lakin vakit zaman bulup şu anda yazabildiğim bir kitap yorumu ile geldim. Hasan Ali Toptaş – Ölü Zaman Gezginleri! Kaliteli bir yazardan kaliteli bir öykü kitabı okumak isterseniz okuyabileceğiniz bu kitapta yazar anlaşılmayı ummuyor. Daha doğrusu bunu okuyucuya bırakmayı tercih ediyor da diyebilirim. Mesela okuduğunuz birkaç satırı anlayabilmeniz için yine birkaç sayfa geri dönüp bakmanız gerekebiliyor. Bu özelliği de kitabı rutin okunabilir sakin bir öykü kitabı havasından çıkarıyor.
 İlk kitabım olduğu için bitirdiğim anda gidip diğer birkaç kitabını daha edindim yazarın. Dilini, kitap akışını beğendim. Lakin bence herkesin beğenebileceği bir kitap değil.

Kitabın bilgilerine gelirsek;

SAYFA SAYISI: 137

YAYINEVİ: İletişim Yayınları (Bende bu yayınevi mevcut. Fakat bu aralar duyduğum edebi gıybetlere göre tam kadro Everest’e geçmiş deniyor) 

FİYATI: 14,00 TL ( her zaman söylediğim gibi internet kitapçılarında – D&R, İdefix,Kitap Yurdu, Babil tarzı sitelerde en az %20 kar ile satın alabilirsiniz) 

 Biraz da altı çizili cümlelerden bahsetmek gerekirse;

 - Yüzüme bakıyordun ikide bir, derime inen geldiğin yeri arıyordun belki.

 - Her yana dağılan sorulardı ve küçük değişikliklerle süslenemeyecek kadar büyüktün.

 - Balkondaki birlikteliğimiz ayrılığı besliyordu hiç kuşkusuz ve biz susuyorduk. Dalıp gitmeler, birbirimize doğru eriyip akarcasına gülümsemeler, kirpik düşürüp kaş kaldırmalar sözlerden daha anlamlıydı. Kuralsız bir tapınışı sürdürüyorduk belki de; çağlar öncesi ile iletişimi koparmış birkaç hücremizin ilkel sarhoşluğuna kapılmıştık.

 - Belki de artış menzilinin ötesinde düşler kuran ve arkadaşlarıyla değil de düşleriyle birlikte yürüyen trompetçi bir askerin kirpik kıvrımıydı zaman.

 - Göğün mavisine dönüşe dönüşe gözden yiterken, sen bakmışsındır arkamdan. Kim bilir, yokluğumla düşsel bir boyut kazanan çay bardağımı alıp tepsiye koyarken , belki nereye gitmiş olabileceğimi de düşünmüşsündür.
 - Giderek alışkanlığa dönüşen alkışlara aldırmadan, hala çay dolduruyorsun bardaklara.uçuşan buharlar ellerini silmiş zamanın gözlerinden.

 - Onca gürültü patırtının içinde, ne kadar sürdüğünü bilmediğimiz derin bir sessizlik yaşamıştık. - Gözlerimi karşımızdaki boş masaya dikmiş, gene kendi kendime, zaman hep geleceğe mi akar, deyip duruyordum. O anda bulduğum yanıtlar, hiç kuşkusuz varlığım kadar gülünçtü.

 - Bir varsayıma göre insan her an bir kavşaktaydı; gördüğü, dokunduğu, yaşadığı, yaşayamadığı, ne varsa onlara yaslanarak ya o yolu seçecekti, yada ötekini. Tabii, bu seçim yalnızca belirlenen yolun gidiş yönünü göstermiyor, aynı zamanda ilerde, yönlerin düğümleneceği başka kavşakların kaderini de çiziyordu.

 - Ve ben sessizliği gülünç derin sessizlikte, kimseye sezdirmeden, yavaş yavaş sürükleniyordum. - Her şey hangi zamanın biçimini almışsa, onun içinde öylece duruyordu.
- Düşlerimize günah derlerdi de, tenimiz yeşillendikçe her ayvada bir diş bırakırdık filtre yerine.
 - Bir kızın ellerinden ellerini uzatır da kimi zaman, bize dokunur zaman.
 - Henüz ölmemiş ölüleriz.
 - Onunla birbirimize o denli yakındık ki, birbirimizi o denli sevmiş, o denli avutmuş, o denli çoğaltıp o denli ısıtmıştık ki, bana her şeyi diyebilirdi.

 - En sıkı bağımız sessizlikti, bunu ikimiz de bilirdik.
- …sesle iletilebilecek ne kadar duygu varsa, anında sessizliğin diline çeviriyorduk bu yüzden, duruşun diline yada bakışın, kıpırdanışın, nefes alıp verişin, irkilişin diline.

 - Kendimle kendim arasına uzanan o kat edilemez boşlukta yapayalnızdım.

 - İnsana bıkkınlık veren bu tekrarın içinde örselenirken, bir güç almak için midir nedir, koltuğun kenarlarına sımsıkı tutunmuştur.
 - Bütün bunları öyle sık tekrarlıyordu ki, artık onun hiç de sandığın kadar sessiz ve vefalı bir sığınak olmadığını düşünmeye başlamıştım.

 - İçince ince yapan karın altında şemsiyemi açmadan bir süre yürüdüm.

 - Şimdi sen bu satırların sonuna geldiğinde, hiç kuşkusuz beni tanımak için ne kahkahalardan yola çıkacaksın, nede hıçkırıklardan…

 - Yalnızlığımdan damlayan şarap lekesi yetecek sana.

 - Portakal yanaklı kadın.

 - Buraya sevişmek için değil de, kendi yaşamlarını kendi yaşamlarının uzağındaki birine anlatmak için geliyorlardı sanki.
 - Bileklerine pahalı birer saat taşıdıkları halde zamanı kullanamadıklarını kanıtladılar şimdi.

 - Mümkün olsaydı, insanlar nasıl sevinirlerdi oysa; birer tasarı olduklarını unutur nasıl da tamamlanmış sayarlardı kendilerini.

 - Balık sevdiğini unutmamışım, kimi zaman belleğimdeki Han’a giderken, balıkçıların önünde hala gölgen duruyor mu diye dönüp bakıyorum.
 - Hüzünlü bir sessizliğin içinden, gözlerime hüzünle bakıyorlar.
 - Kimi zaman sana söyleyeceklerimi tutup onlara söylesem diyorum, sana susacaklarımı onlara sussam…
 - Kimseciklere göstermediğin bir sözlükte, yoklar toplamıdır çünkü sazan.
 - Ama sen bunu bir türlü itiraf edemezsin kendine. Ben de edemem elbette; bize göre en büyük itiraf, kimi zaman git gide derinleşen bir sessizlik kuyusunun içinden, yeryüzüne ölü sazan gibi bakmaktır. Yalnızca bakmak.

 - Bir yandan da masmavi susuyorduk. Zamanlardan yaratılmış bir mekandaydık sanki, her şeyi aynı anda yalnızca susarak yaşayabiliyorduk.
 - Gene de sen arada bir aynaya bakıyordun. Kendini yokluyordun belki, hala yaşayıp yaşamadığına şöyle bir göz atıyor.
- Biliyorum elinden gelse, her şeye karışıp başka gözlerden de silinecektin. Renklerin ardına saklanan bir renk gibi adeta. Ama silinemiyordun ve vardın…

 - Onlarla birlikte şehrin her yerine dağılmıştın. Çocuğunun geçmişinde ve geleceğindeydin, karının aklındaydın, kardeşlerinin kardeşlik duygularında, bir denizin belleğinde, kendine mektuplar yazan bir adamın hatıralarında…

 - Evin içindeki eşyaları birbirleriyle fısıldaşarak beni sessizce boğmaya çalıştığını, bilmiyormuş gibi biliyordum.
 - Evet sessizce. Çünkü sessizliğin sesten daha güçlü ve daha acımasız olduğunu biliyor.
 - Her şeyi alıp sesinde topluyordu sanki. Yada, sesinde bir şeyler dağıtıyordu yeryüzüne.

 - Virgülsüz konuşan arkadaşım.

 Son olarak kitap hakkındaki fikirlerimi toparlarsam; iyi bir kitap kurdunun, kaliteli bir kitap okumak isteyenlerin, Hasan Ali Toptaş’ı tanımak isteyenlerin tercih edebileceği bir kitap. *Bunun yanında plajda, otobüste,metrobüste okunacak bir kitap değil. Bir iki beden büyük gelip canınızı sıkabilir. Ben bundan sonra önümüzdeki günlerde Gölgesizler’ini okuyacağım yazarın. Tekrar yorum yazarım.

 Hoşça bakın zatınıza! 