29 Mart 2016 Salı

SALIMTRAK- KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMA YÖNTEMİ: OKUMA SAATİ

Madem Kütüphaneler Haftasındayız, konuyu başka şeylere yöneltmenin bir anlamı yok.

İlkokul zamanlarından beri okumayı seven biriyimdir. Çünkü bizim evimizde akşamları 'Kitap Okuma Saati' olurdu. Herkes işten,okuldan geldiğinde televizyon kapanır ve okuma saatimiz başlardı. Kimi zaman kısa, kimi zaman uzun ama en az yarım saat.

Bu alışkanlık tabii ki aileden gelecek diye bir kaide yok. Ama küçükken en iyi rol modelimiz ailemizdir. Her gün okunan 20 sayfa kitabın 15 gün sonunda harika bir alışkanlığa dönüştüğüne şahit olacaksınız. 

Tabii unutmadan toplumumuzun bir diğer sorunu da şu: BEN KİTAP OKUMAYI SEVMİYORUM! ( Ne demek sevmiyorsun! Kafanı kırarım senin demek geliyor içimden). 

Hayır sevgili okuyanlar! Kitap okumayı sevmeyen yoktur. Doğru kitabı bulamayan vardır. 

Kimi insan polisiye severken kimisi romantik sever,
Kimisi kitabı bir şey öğrenmek için okurken kimisi de günlük hobi olarak okur. 
Ama herkes mutlaka okur! Kendi zevkine göre, kendi kriterlerine göre bu güzel alışkanlığı edinir. 

Okuma alışkanlığımı kazandığım kitabımı hiç unutmam: Bir Genç Kızın Gizli Defteri! (Her genç kızın ortaokul yıllarından geçmiştir diye düşünüyorum). Tabii o vakit böyle 10 kitabı yok serinin. İlk 5 kitabından sonra kendimi farklı tarzlara verdim. Üstelik o zaman şimdiki kadar kitapçılar da yoktu. Hatta bunun birkaç sene sonrası hayatıma Kerime Nadir girdi. İlk sahafa annemle gittiğimde benim için Kerime Nadir kitapları sordu. Hayır istemem dememe rağmen Hıçkırık ve beraberinde 2 kitabını daha aldık. Geldi, kitaplığıma koydu. Burada kalsın okumasan da diye... İçime düşen kurt ile bütün hepsini bir hafta sonu bitiriverdim. 

Yani demem o ki işte doğru kitapları ailem önüme sunmasaydı şimdi potansiyelin farkında olamazdım. 
Ve yapılacak şeyler çok basit aslında :

- Bir küçük defter edinin. Sosyal medyada yer alan bir çok kitap profilleri, bloglar mevcut. Kendiniz için ve en önemlisi geleceği inşa edecek çocuklarınız için birkaç kitap araştırın. Konularını okuyarak kendinize en doğrusunu seçebilirsiniz. Bu illaki kitap şeklinde olmak zorunda değil. Dergi, gazete hepsi kabul...

- Ve daha sonradan bunu pratiğe geçirmek. Çok değil sadece 15 gün günde 20 sayfa okuyarak bu alışkanlığa sahip olabilirsiniz. 

Sonra ne okuyorsun diye sorduğumda çok da büyük maharetmiş gibi ' Canım ben kitap okumam' demeyin. 

Bozuşuruz...

Unutmayın! 

Kitap okumayı sevmeyen yoktur, sadece doğru tarzı bulamamış bireyler vardır! 




21 Mart 2016 Pazartesi

SALIMTRAK- GELENEKSEL SALI GÜNÜ YAZI KUŞAĞI

Herkese Kocaman Merhaba!

Bu blog işini ne yapmalıyım ne etmeliyim diye düşünürken aklıma haftalık yazılar yazmak geldi. Baştan söylemeliyim bu yazılar pek edebi değil, sadece bir iç dökme, haftanın rutininde kısa soluklu sohbet havası... İşte bu nedenle adı 'SALIMTRAK' !

Yaklaşık iki haftadır şaka mı gerçek mi belli değil bir yaşam içerisine hapsolmuşuz gidiyoruz. Kendi adıma söylemeliyim ki; kesinlikle geçmişe bir özlem var. Hayattan beklentilerimi sinsi, hain planlarla insanları katledenler yüzünden alt sınıra yaklaştırmaktayım. Dışarı çıksam ölür müyüm kalır mıyım korkusu ile yaşamak ne denli güç bir his imiş? Geçenlerde Penguen dergisinin kapağını görür görmez hissiyatımı anlatacak bütün her şeyi resmettikleri için kendimi bir gram mutlu hissettim.


Bugün biraz daha iyiyim... Dışarı çıkmadım, gitmem gereken yerlere gitmedim. Azıcık düşündüm taşındım... 
Aklıma çok ilginç bir şey geldi ; önceden okuduğum bir yazıda ne olursa olsun bu dünyaya ondan bir parça getirecek kadar güvenebileceğim bir adam olduğuna şüpheliyim yazıyordu. İkili ilişkilerden alınan darbeler, ciddi bunalımları beraberinde getirir. Bütün bunları bağlantısız yazıyorum sanmayın. İlk okuduğumda hak verdiğim şeyi şimdi vatanım için düşünüyorum. Siyaset konusunda hiçbir zaman sivri bir kişilik olmadım, olmam, olanı da sevmem. Bütün olan biteni de insanlık ayıbı şeklinde değerlendirmek istiyorum. Hatta ve hatta atalarımıza, insanlığımıza, benliğimize saygısızlık... Lanetlemek nereye kadar? 
...Koca bir suskunluk... 
Önemli olan bu olaylar olurken bizim kendi benliğimizden ne kaybettiğimiz? 

Siz hiç sordunuz mu kendinize? 

Ben cevaplayayım hemen: Kısa bir matematiksel hesap ile kendimi düşünmekten alıkoyamadığım gerçek var: Resmi rakamlara göre İstanbul ve Ankara patlamalarında yaşamını yitiren insan sayısını minimum aile bireyi sayısı olan 5 ile çarptığımızda ortaya korkunç bir rakam çıkıyor. Ocağına bir hiç yüzünden ateş düşen ev sayısı... 
İşte bunları düşünerek bakkala markete gitmeye korkan insanlar olup çıkıverdik. Ben korkmuyorum ya diye ahkam kesenlerden olmadım ve olamam da. Kaybetmekten korktuğunuz birileri varsa siz de olamazsınız. 

Bütün bunlar olurken işte aylar önce okuduğum o yazıyı tekrar düzenliyorum: 

- Yetişkin bireyler olarak sokağa çıkmaya, toplu taşıma kullanmaya korkan bireyler olarak insanlığa güvenimizi kaybettik. Ve korkarım ki artık bu dönemde karşı cinse olan güven sorununu geçtim. Bu yaşımda bile bunu düşürken, şu an hamile olan ve bu durumda bu millete çocuk verecek olan kadınların korkusunu hayal edemiyorum. Allah'ın verdiği canı böyle canice katledenlerin içine yeni bir can katmak düşüncesi inanılmaz güç... (Burada yazım ikiye ayrılmış olabilir evli olanlar ve olmayıp çocuk doğurmak istemeyenler olarak. Ben 2.kulvardayım. Kendimizi bardağın dolu tarafında görmek belki içimizi biraz olsun rahatlatır. Diğer kesim için hayat göründüğünden daha hızlı ve güç olabilir ama bizim için daha var. Demek ki umut da var! Yani umuda kadar yolu var! )

Kabul edelim Hanımlar! bu şartlarda, bu millete çocuk verebilecek kadar cesur değiliz bence... 
...
...
...

Umuyorum ki bir gün bütün bunlar hafızalarda kötü bir anı olarak kalır ve o güneşli günün sabahında sımsıcak gülümseriz. İşte o gün şiirlerdeki şarkılardaki o huzur dolu anlara varıp belleğimizden bu korkuyu söküp atarız. 

Dahası yok, aksini düşünmek ise güç... 


Haftaya daha güneşli günlerde görüşmek dileğiyle...

Hoşça bakın zatınıza!