26 Aralık 2016 Pazartesi

SALIMTRAK- YAZ SAATİ İLE ÜLKEDE KARANLIĞIN ELLİ TONU

Herkese Yeniden Merhaba, 

Uzun zaman oldu yazmayalı. Ama artık döndüm. En azından Salımtrak yazıları ile her hafta sizlerle olacağım. Malumunuz bu aralar hayatımızın orta yerine küt diye düşüveren şey: Yaz Saati Uygulaması. Tasarruf amaçlı yapılan bu uygulama olsa olsa insanların mutluluklarını çalan bir hadise olmalı. Ülke olarak karanlığın elli tonunu yaşıyoruz resmen.

Mesela birinci tonu, sabahın 6.30 tonu. Özellikle işe gitmek için evden çıkan insanların yakalandıkları şey. Zaten kadın olmanın zor olduğu şu toplumda sabahları minibüse otobüse çıkarken sürekli birinin el sallaması gerekiyor. Yahut yürürken sürekli arkanda bir şeyler varmış gibi hissediyoruz. Ardından toplu taşımada kafanı cama yaslayıp kelebekleri evrene salarak havanın aydınlanacağına dair bir umut yeşeriyor içimizde. Ama nafile işte o anda başka bir tona geçiyor. Saat 8:15 suları, işe, okula tam gireceksin bir ümit hala havaya bakıyorsun. Aydınlanır ise mutlu olacakmış gibi. Ama o da nafile. Böyle Lacivert siyah karışık bir renkle havayı uğurlayıp o kapıdan giriyoruz.

Eğer çocuksanız tenefüse çıkarsınız. Çalışan iseniz de yemeğe çıktınız çıktınız, yoksa bir daha yüzü suyu hürmetine o aydınlığı göremezsiniz.
Saat olmuş 17:30 suları. Etrafta koşuşturan insanların olduğu, öğrencilerin vizeleri, finalleri, yarenlerin birbirini, annelerin evdeki yemekleri, benim gibilerin de acaba bu trafikte eve kaç saatte varırım gibi düşündükleri saatler... Yine sabahki karanlığı andıran bir şey. Sonrası hep karanlık...

Şaka bir yana bu karanlık işine bozulsam dahi bu sabah yaşadığım şey beni kendime getirdi. Cevizlibağ'da metrobüsden inip hızlı adımlarla köprüyü çıkıyorum. Sol taraftan çıkıyorum ki servise bineceğim. Tak! Birine çarptım hızla çıkarken. Tam döndüm özür dileyeceğim, bir baktım benim yaşlarımda, tahminen kanser tedavisi görmekte olan genç bir kız. Zorla tutunduğu merdivenleri yavaş yavaş çıkıyor o karanlıkta. Gözünü kısa kısa bakıyor, çünkü saat 8:10! Ama her yer karanlık. Belki de doktora gidiyor(ki muhtemelen,tramvay Cerrahpaşa,Çapa vs). O sabah kalkmış ve hayatta sadece sağlıklı olma umudu ile bugün kendini biraz daha iyi hissetme umudu ile. Tırmandığı şey sadece bir köprü iken beni kendime getiren bir şey oldu. Hayat devam ederken o orada sadece insanların koşarak geçtiği bir yerde ayak bağı olup yavaş ilerleyen bir kız gibi görünse de yüz bin kitapta olsa öğrenemeyeceğim bir hayat dersi verdi bana: ŞÜKRETMEK!
Her gün kalktığımız, hazırlanıp çıktığımız hayatımız var. Belki bunları aydınlık bir dünyaya uyanıp yapsak daha mutlu olacağız. Ama kendimizden geçtim. Her sabah hayata inanarak uyanan, iyileşmek umudu ile uyanan yahut öleceğini bile bile yaşamaya devam eden insanların var olduğunu bilerek onları karanlığa niye mahkum edelim? Tertemiz bir havada gün ışığı görme imkanlarını neden ellerinden alalım ki?! İşte şimdi daha çok kızıyorum bütün bu saçmalıkların düzenlenmesine. Sırf o kız aydınlıkta yola koyulsun diye her şeye herkese katılıp şu yaz saati uygulamasını eleştiriyorum.

Yine de kendim için,
Ülkemdeki kadınlar için,
Gece bekçileri için,
Okula giden çocuklar için,
Sokakta yatan onca insan için,
Ama en çok da o kız için!

Bitsin şu yaz saati uygulaması...

Daha aydınlık yarınlara...

Haftaya görüşmek üzere,

Hoşça bakın zatınıza!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder